Köşe Yazıları Nihat Coşkun

YERELSEÇİMLER VE DENKLEMLER 3″ OYUNLAR-KAOSLAR- YALANLAR”

Siyaset; halk için devlet işlerinin düzenlenmesi, karar alma süreçleri olarak tanımlansa da ne yazık ki toplumdaki karşılığı güç ve koltuk kavgaları olarak karşımıza çıkar. Buna siyasiler çok kızıyor olsa da..

YERELSEÇİMLER VE DENKLEMLER 3″ OYUNLAR-KAOSLAR- YALANLAR”

Siyaset; halk için devlet işlerinin düzenlenmesi, karar alma süreçleri olarak tanımlansa da ne yazık ki toplumdaki karşılığı güç ve koltuk kavgaları olarak karşımıza çıkar. Buna siyasiler çok kızıyor olsa da yazının içerisinde vereceğimiz örneklerle, bunun gerçeğe ispata muhtaç olmadığını göreceklerdir. Aslında yapılması gereken şey muhtaç olan şey; daha çok siyasilerin neden siyaset yaptıklarını anlatmalarıdır.

Son bir yerel seçim öncesi siyasinin kürsüden yaptığı bir konuşmada; ‘’Beş evimi halkıma hizmet için feda ettim.’’ diyen siyasiye basit bir soru sormuştum ( Bu günlerde sorsam başım inanılmaz ağrırdı). Soru şuydu:
-Halkıma beş daire feda olsun, dediniz peki şu an kaç daireniz var?
Cevapsız kalan bu soru bana yıllar öncesinden siyaseti tam olarak öğretmiş oldu. O gün anlamıştım ki siyaset, benim gibilerin işi değildi. Geleneksel aile yapımızın o kabuğundan çıkamayan bizler kendi yağımızda kavrulup, yaşam mücadelesi verirken birileri o kabuğu yırtıp çıkarak maalesef ki yaşadığımız dünyanın nasıl olacağına karar vermeye başlıyor. Elbette birilerinin bizleri temsil etmesi ve yönetici kadrolarda yer alarak bizi yönetmesi gerekir. Buradaki sorun hangi temel ilkelerle yönetileceğimiz.
Ülkede siyasetle uğraşıp fakir kalanı görmek mumla samanlıkta iğne aramak gibi. Siyaseti zenginleşme aracı yapanların özellikle mal varlıklarına bakıldığında hatırı sayılır ölçüde uluslararası vatandaş oldukları görülebilir. Onlar için el konulan bir kaç daire ya da banka hesaplarının, kazandıklarının yanında bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Oyunlar, siyasetin vazgeçilmez aktivitelerinin başında gelir, iç muhalefet , dış muhalefet, kimin ayağını kaydırsam , kimi bataklığa sürüklesem… Korkunç bir hız ve zekada yapılan bu müthiş denklemi bizim gibi halk tabakasının çözmesi, arkasındaki senaryoyu okuması mümkün değildir. Biz izleyiciyiz. Yani masum Türk köylüsü.

Üretilen her senaryonun sahneye konabilmesi için mutlaka bir kaosa ihtiyaç duyulur. Halkın ya da seçmenin, dikkatini başka yere yönelterek hedef şaşırtmak için ve aslında gerçeğin gizlenmesi için kaos denklemi üretmek bir siyasetçinin olmazsa olmazıdır. Seçmen, yapay sorunlarla meşgul edilerek engeller bir bir zahmetsizce aşılır. Kaoslar, sıkışmış siyasetin kurtarıcı argümanlarıdır. Son dönemlerde, özellikle de son bir yıldır görüp görebileceğimiz en iyi kaos senaryolarını ziyadesiyle izlemekteyiz. Yaşananlar, yenilir- yutulur cinsten değil. Demokrasinin, kuvvetler ayrılığı ilkesinin yok sayılarak yüründüğü kaotik bir ortamda her bir şey yeniliyor da yutuluyor da. Ne yazık ki… Ve ne yazık ki; keyfe keder içeri atılanlar, çıkanlar, itirafçılar, işbirlikçiler gırla gidiyor. Peki ama Amerikan filmlerini bile aratmayan bu denli aksiyona bu kutuplaşmaya bu hukuksuzluğa her gün tanık olan bizlere yazık değil mi…

Yazıyoruz diye yalanlarla, iftiralarla kişilik haklarımıza saldırıp kendini kurtarmak isteyenleri de gördük. Düşünün ki bize bile koltukları için yalan atanlar siyasetin ağa babaları oluyorlar. Çok ağababalarını gördük, çok yalanlar duyduk, işittik. Hepsi geldi geçti. Yalancılar, iftiracılar kendi çamurlarında boğulup gittiler.

Yeni bir dönem dediler, değişim, dönüşüm, Yeni baştan. Değişim gibisi var mı? Yaşasın değişim. Belki değişimde de yeni bir umut yükselir göğe doğru. Halkın kaderini tayin eden yöneticiler seçilirken bizim de bir oy hakkımız olmasın mı, diyen üyeler bu defa sandık başında…
İşte geldik gidiyoruz demeden önce o listedeyi ben seçtim diyen üyeler biz varız diye haykıracaklar ilk defa bu kadar özgür.
Çok körlük çok faydalı bir iş değil. Artık adalet istiyoruz, eşitlik istiyoruz. Değişim istiyoruz, değişim. Değişimin takipçisi olacağız. Yeni bir yaşam kuracak olanların ve içlerindeki cevherlerinin de.

Kemal Sunal film repliği ile bitirelim” İşte Hakim Bey, olay bu minval üzerine oldu.

Söyle hele Hakim Bey, kim haklı, kim haksız?

Köşe yazısı :Nihat Coşkun

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL