Köşe Yazıları Nihat Coşkun

SEÇİMLER VE DENKLEMLER 4′ BAK SEÇİM GELDİ SEÇMENİM NEREDE ALLA BENİ PULLA BENİ AL KOYNUNA YAR…”

  Bu günler o günler. Seçimler yaklaşıyor ki değmesinler keyfimize. Öyle ki; yazılarımı yazarken Barış Manço’nun şarkısının sözleri takılıp duruyor dilime. Eeee, siyasetin dilini anlamak için değirmende ağartmadık bu saçları..

SEÇİMLER VE DENKLEMLER 4′ BAK SEÇİM GELDİ SEÇMENİM NEREDE ALLA BENİ PULLA BENİ AL KOYNUNA YAR…”

 

Bu günler o günler. Seçimler yaklaşıyor ki değmesinler keyfimize. Öyle ki; yazılarımı yazarken Barış Manço’nun şarkısının sözleri takılıp duruyor dilime. Eeee, siyasetin dilini anlamak için değirmende ağartmadık bu saçları diyeceğim ama nerede o günler… Ağaracak saç bile kalmadı kafamızda. O derece piştik yani bu arenada. Hep beraber düze çıkaydık da ağaran, dökülen saçlarımız feda olaydı memlekete. Seçim zamanları en sevdiğim zamanlardır. İnsanın hayal gücünün sınırlarını zorlayan vaatlerin, sözlerin havada uçuştuğu bir dönem. Bu dönemlerde sahnelerde en baba tiyatrocuların çırak bile olamadığı hikâyeler izliyoruz.

Her seçim kendi döneminin vaadini doğurur. Seçimler yaklaştıkça siyaset seçmenini aramaya başlar. Her boy seçmene her boy, her renkten vaatler rafları doldurur. Gerçekçi olamayan siyaset her defasında imkânsızı zorlar. İmkânsız denen şey, siyasetçinin elinde tuttuğu bir varlık gibi ulaşılabilir olur bu dönemde. Seçim dönemleri, seçmenin önce allanıp pullandığı, göklerde dolaştırılıp sandıktan sonra da tekrar fakiranesine bırakıldığı dönemdir bizim ellerde. Ne ekmek kavgası kalır geriye, ne adalet ne özgürlük. Unutulur gider o söylemler. Emekli, açlık sınırını aşalı çok zaman olmuştur zaten. Alıştılar nasıl olsa kemer sıkmaya. Bişey olmaz onlara , der siyasetçi. Hatta arada bir, “Bunlar daha iyi günleriniz.” Diyerek ücretsiz- vergisiz psikolojik destek verilir vatandaşa. Daha ne yapsınlar…
Okullarda, büyük sınıflardaki abiler- ablalar, tost yiyebildikleri o eski günleri yeni gelenlere nostaljik hikayeler olarak anlatır dururlar.
Konut kiraları, durmak bilmeyen fiyatların ve vergi oranlarının artış hızının ışık hızına yükselişi,
okullarda katliamlar, pompalılar, güvenlik zafiyetleri ve
belediyelerin Halk Ekmek kulübelerinin önünde uzayıp giden ucuz ekmek kuyrukları,
gak diyene mahkeme, guk diyene mahpushane,
bu kadar derdin içinde bir de halka azıcık derdini unutturacak şaka, espri filan yapayım derseeennn, hooop kuyunun dibinde bulursun kendiniii.

Masal desen masal değil, şaka desen şaka değil. Acı gerçeğimiz böyleyken, bizim içimiz ığıl ığıl kanar iken birilerinin bitmeyen bir hırsla kendilerine, hızlı kazanç yolları açma siyaseti belimizi bükmeye devam ediyor. Vaatler arkasından gelen bu “kendine müslüman olma ” siyasetiyle sınırsız zenginliğe ulaştığı siyaseti istemiyoruz.
Kadınlar öldürülürken kadın hakları diye bol keseden atışlar yapan samimiyetsiz siyaseti istemiyoruz.
Çocuk işçi” kavramının olduğu bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Zira, çocuk çocuktur, çocuktan işçi olmaz, hanımlar –beyler.
Mesem uygulamalarında, 15-16 yaşındaki, henüz tüyü bitmemiş çocuklarımızın haftanın dört günü ucuz işçi olarak sanayi işletmelerinde eğitim değil eziyet gördüğü bir sisteme kurban edilmesini istemiyoruz. Çocuklarımızı “sanayilerde köle olarak görmek istemiyoruz.
Hastane kapılarında yoksulluk, çaresizlik yaşamak istemiyoruz.
Sırtımıza basarak yükselenlerin bitmek bilmeyen hırslarının kurbanları olmak istemiyoruz.

Şimdi ölçeği küçültelim hadi. Navigasyonda haritayı büyütür gibi kentimize doğru yakınlaşalım. İleri demokrasiden, milli irade diye diye geldik ya bu güne; Bir kent düşünün şimdi. Bir şehir düşünün. Şehir bizim diyebilen bir seçmen düşünün. Bizim olduğunuza inandığımız, bildiğimiz bir şehri bize rağmen, bizden habersiz yöneten bir siyaset düşünün bir de… Bu olabilir mi? Olmaz. Olmamalı.
Köy benim, kent benim, şehir benim diyen bir halk demokratik koşulları zorlar ve önünde sonunda demokrasiyi yeniden yaratır. Sesler yükselir sokaklardan. Bu şehir bizim diyenlerin özlemini duyanlar hep birlikte sokağa, caddeye ses verir.
” Bu şehir benim!”
Ben milliyetçiyim; bastığım toprakları korur kollarım.
Ben solcuyum; birlikte üretirim, ürettiğimi hakça paylaşırım.
Ben muhafazakarım milli şuur ve inancımı korumak isterim.
Bu kent benim…sesleri yükselir ve an gelir bu sesler duymak istemeyenlerin kulaklarını sağır eder.
Bu kent, bu şehir hepimizin. Türkiye, allayıp pullayıp yedirdikleri içi boş vaatlere karnı doymuş insanların kentlerinden oluşmuş koca bir pazılın birer parçasıdır artık.
Evet!
Kişi, kendinden bilir işi; Ben kentimi korurum, ben kentimin gelişmesi büyümesi için elimi taşın altına koyarım. Bunun için emek harcarım.” diyebilen bir Didim’li olmanın dayanılmaz hafifliği ile ve
“Güzel günler göreceğiz çocuklar” coşkusuyla…

 

Köşe yazısı : Nihat Coşkun

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL