Nihat Coşkun

KİTAPSIZ VE OKURSUZ KADINLARDIK

8 Mart Özel yazısı.. Eksik etek diyen erkeklerin zulmünden bıktık artık diye başladı anlatmaya Ü.S. ,‘’Erkeklerin bir saat cinsel arzularını karşılamak için zindana çevirdikleri kadın dünyasında özlemini duydukları eşitlikçi, adil,..

KİTAPSIZ VE OKURSUZ KADINLARDIK

8 Mart Özel yazısı..

Eksik etek diyen erkeklerin zulmünden bıktık artık diye başladı anlatmaya Ü.S.

,‘’Erkeklerin bir saat cinsel arzularını karşılamak için zindana çevirdikleri kadın dünyasında özlemini duydukları eşitlikçi, adil, sevgi dolu günlerin özlemiyle geçen bir ömrü yaşıyor aslında tüm kadınlar.

Eril toplumun şiddet dolu dünyasında tek tek yok edilen yaşamlar tek tek koparılıyor hayattan. Katledilenlerin dışında parça parça öldürülen kadınlar her gün hapsoldukları evlerin penceresinden ellerinden uçup giden yaşantılarına el sallıyor sessizce. Ben yıllarca parça parça tecavüz edilen, horlanan eğitimli bir kadın olarak bunları yaşıyorsam çaresizlik çemberinde ki kadınları hiç düşünemiyorum.

Geleneklerin erkek dünyasının ürünü olduğu her çağda kadınlar bir bir sessizce ağlayarak düşüyor o karanlık dünyanın içine. Hıçkırarak ağlamak isteyip ısırdığım elimdeki morluklar hiç geçmedi. Ruhumda ilerleyen o sinsi yok oluş beni de sardı. Bir saatlik zevklerinin ötesinde kadını yok sayan o yüzük parçası tecavüz edilmeyi yasallaştırdı hayatımızda. Güçlü olmak , güçlü kalmak naraları atsak ta dönüp dolaşıp yine düştük aynı bataklığa. Çırpındıkça daha derinlerine çeken bu bataklık kadın mezarlarıyla dolu.

Bedenime sahip olacağı o bir saatin özlemini duyan bir erkeğin vahşi ligi’nde özlemini duyduğun 23 saat te yıkılıp gidiyor. Belki diyorsun hep, birileri belki düzelir diyor, kurulu düzen diyor, hep diyorlar. Ama kimse o attığın çığlığı duymuyor. Hatta ben bile artık duymamaya başladım kendi çığlığımı.

Duvarlar grileşiyor, çiçekler solgun masa üstünde. Ne baharlar var aslında bir yerlerde o tren istasyonunun demir raylarının bile engel olmadığı. Rayları ondan severim soğuk demirler ortasında açabilen çiçeklerden dolayı. Rayların ufukta kaybolan çizgisinde bir bahar var biliyorum. O baharları doğuran kadınların yeni bir dünya kurduğu.

Düşünmek ağır geliyor gün içerisinde ki 23 saatlik düşlerin bile erkeğin uçkurunda bir saatte ezilmesi. Güzel kadınlardık. Güzel insanlar. Doğurgan, yaratıcı, eğlenceli. Güzel dostlardık sımsıkı yoldaş olabilecek, omuz omuza yürüyecek. Birlikte ağlamayı deneyemedik hiç, birlikte eğlene bilmeyi, seve bilmeyi deneyemedik . Sonu kötü biten tüm masallar sanki bizim içindi. Masallarımız bile çalındı düşlerimizden. Şirinler köyünün şirinlerine musallat olan Gargameller vardı her tarafımızda. Şirindik hem de masmavi, hem de gökyüzü gibi mavi, hem de uçsuz bucaksız denizler kadar mavi. Bedenimizden yeni bedenler doğurduk. Toprak kadar doğurgandık. Toprak kadar vatandık . Vatanımızdan ettiler bizi. Vatansız 90 metre odalar da göçebeydik sanki. Bir zulümden kaçar gibi kaçtık. Geceler korkutur oldu bizi, karabasan gibi üzerimize çöken o yabani o tanımadığımız ten çaldı bizi bizden. Göz yaşlarımızı bir sır gibi sakladık çocuklarımızdan, yaralarımızı görmesinler diye çaputlar sardık her yaramıza. Masum çocuk uykularının başında nöbetler tuttuk. Gözlerimiz yatak odasındaki korkuları taşıyarak adımladık o kahrolası odanın yolunu. Her sabah bir fırtına atlatmış gibi yıkık ve yorgun yeniden başladık yeni güne.
İçimizdeki dalları kırdılar her seferinde. Hep çiçek açmak istedik hep kırdılar. En korkuncu artık filiz vermemek için bir bir söndürdük umutlarımızın lambalarını. Bıçaklanmıyordum, kurşunlanmıyor, yakılmıyordum bir çöp tenekesinin içinde. Ama onlar gibi ölüyordum her gün. Ah kadınlar demekten kendimi alamadığım günlerdeydi yeni yollar keşfedişim. Ayaklarımın beni götüreceğini, yüreğimin beni taşıyacağını keşfettiğim o günlerde öğrendim. Susmak, susarak çığlıklar içinde ölmek bir yazgı değildi alnıma kazınan. Başka bir hayat mümkündü öğrendim bunu. Ayağa kalk dediğimde aynanın karşısında başka bir kadın vardı. Saçları bana benzeyen , benim gibi bakan, gözleri ben olan bir kadın. O günlerde okumuştum bir direnişçinin yazısında. Kitabı ve okuyucusu olmayan kadınlardık. Oysa destanlar vardı paylaşacak. Eksik etekli bir kadın değil dokuma işçisi kadınların ellerindeki nasırdım. Yakılan ormanlarda doğasever, sokaklarda mamasıydım kedilerin. Baharın çiçeği bendim, meyveye duran ağacın dalı ben, tren raylarının biten ufkunda ki mutlu kadınların yolunu yürüyecek olanda bendim. Ülkenin bir ucunda haykıran sesi duymaya başlayan kulaklarım yalnız değilsin diyordu içimdeki kadına. Her kadın sesini duyuyordum. Kendi iç sesim haykırıyor artık bana yalnız ve güçsüz değilsin…..’’
Bir kadının ağzından yeni bir dünya…

NİHAT COŞKUN

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL