Bozuk bir temel üzerine sağlam bina dikmek mümkün değildir. Sekiz sonucuna ulaşmak için 3+5 de yapılabilir, 4+4 de… Sonuç değişmez. Ama siz “Ben bu toplamayı beğenmedim” diyerek sistemi değiştirir, 5…
Bozuk bir temel üzerine sağlam bina dikmek mümkün değildir. Sekiz sonucuna ulaşmak için 3+5 de yapılabilir, 4+4 de… Sonuç değişmez. Ama siz “Ben bu toplamayı beğenmedim” diyerek sistemi değiştirir, 5. sınıfları ortaokula alır, sonra da “Bakın şimdi oldu” derseniz; aslında çocukların hayatından bir yaş çocukluk çalmış olursunuz.
“Sınavsız sistem” denilerek çıkılan yolda, öğrenciler yine yarış atına dönüştürüldü. Aileler, çocuklarının eğitim hayatını uzun bir maraton gibi görmeye başladı. Daha ilkokul yıllarından itibaren çocuklar; korunması gereken birer birey değil, başarıya hazırlanması gereken sporcular gibi yetiştiriliyor. Üstelik bu yarışın ne ruhlarına ne de bedenlerine bir faydası var.
Ülkemizde ne yazık ki eğitim alanında da iktidarın da muhalefetin de gerçekçi bir çözüm önerisi yok. “Kervan yolda düzülür” anlayışıyla sistem sürekli değiştiriliyor. Sınavın adı değişiyor, yöntemi değişiyor, süresi değişiyor; ama çocukların üzerindeki baskı değişmiyor.
Oysa eğitim, deneme yanılma yöntemiyle yönetilecek bir alan değildir. Sendikaların, akademisyenlerin, öğretmenlerin ve velilerin katılımıyla ortak akla dayalı, gerçekçi ve sürdürülebilir bir sistem kurulması gerekirken herkes günü kurtarmanın peşinde.
Sınav ve test odaklı olmayacağı söylenen sistem, bugün tüm toplumu kendine esir etmiş durumda. Atadan zengin olmayan, çocuklarına okul eğitimi dışında güçlü alternatifler sunamayan aileler, bütün imkânlarını sınav sistemine yatırıyor. Çocuğun geleceği bir sınav sonucuna; ailenin umudu ise birkaç doğru cevaba bağlanıyor.
Çocuklar toplumsal yaşamdan kopmuş durumda. Bayram ziyaretleri askıya alındı. Dedeler, nineler torunlarını göremez oldu. Sınavlar yüzünden misafirlik kavramı bile rafa kalktı. Hafta içi çocuğun düzeni bozulmasın diye eve misafir alınmaz oldu. Özel ders saatlerine göre ev halkı konum almak zorunda kalıyor. Evlerin düzeni, çocukların sınav takvimine göre şekilleniyor.
Süreç boyunca çözülen test kitapları, konu anlatım kitapları, deneme sınavları boy boy fotoğraflarla paylaşılmaya başlanıyor. En bilinçli veli bile “Bu yolun sonu değil, hakkında hayırlısı olsun” diyerek bir ev dolusu kitabı sergiliyor. Zihin açıklığı dualarıyla süreç tamamlanıyor. Ama gerçek ortada: Sınavla öğrenci alan okul sayısı az, okullar arasındaki uçurum ise çok büyük.
Sınav bitti. Şimdi sonuçlar beklenecek. Ardında ise hayal kırıklıkları, çalınan çocukluklar, ruhsal ve bedensel yorgunluklar kalacak. Çok az sayıda çocuk ve ailesi sevinecek; geriye kalan binlerce çocuk ve veli ise bu sürecin travmasını yaşayacak.
Sonra yine aynı cümleler kurulacak: “Dört yıl sonrası için hazırlıklı oldular.” “Elimizden geleni yaptık.” Oysa son yirmi yılda sınavın adı, yöntemi ve süresi defalarca değişti. Ama gelinen noktada çocuklara test odaklı, şıklarla sınırlı bir hayat sunuldu.
Bugün bir çocuktan herhangi bir şeyden vazgeçmesini isteyin; karşılığında size hemen başka bir seçenek soracaktır. Çünkü biz onları düşünmeye değil, şıklar arasında doğru cevabı bulmaya mahkûm ettik.
Ve teste mahkûm edilen bu çocuklar, geleceğin travmalarını bugünden işaret ediyor.
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)