Köşe Yazıları

BALKON

  Hiç düşündünüz mü; bir insanın en çok nefes almak istediği yer, nasıl olur da son nefesini verdiği bir tuzağa dönüşür? ​Balkonlar… Evin dışarıya açılan gözleri, akşam rüzgârının yüzümüzü okşadığı,..

BALKON

 

Hiç düşündünüz mü; bir insanın en çok nefes almak istediği yer, nasıl olur da son nefesini verdiği bir tuzağa dönüşür?

​Balkonlar… Evin dışarıya açılan gözleri, akşam rüzgârının yüzümüzü okşadığı, bir fincan kahveyle gökyüzüne sığındığımız o küçük özgürlük adaları. En azından öyle olmalıydı. Ama bu ülkede balkonlar, kadınların çığlıklarının beton zeminde susturulduğu, karanlık birer uçuruma dönüştü.

​Sonra bir haber düşüyor ekranlarımıza. Kuru, soğuk, ruhsuz bir cümle:

“Bir kadın daha balkondan düşerek hayatını kaybetti.”

​Düştü.

​Ne kadar basit, değil mi? Yerçekimi var, yükseklik var, bir de dengesini kaybeden bir kadın… Sanki her şey doğanın kendi akışında gerçekleşmiş gibi. Sanki ortada bir irade, bir el, bir itiş, bir baskı yokmuş gibi.

​Peki söylesenize; bu kadınlar neden hep evde bir erkek varken düşüyor? Neden tam da bir tartışmanın, bir şiddetin, bir kavgayı bitirme isteğinin ortasında aniden yerçekimine yenik düşüyorlar?

​Bir kadını balkondan aşağı atan şey sadece bir çift el değildir çoğu zaman.

O kadını o korkulukların ötesine iten şey; “Nasıl olsa yırtarım” rahatlığıdır. “İntihar dediğimde kimse aksini ispatlayamaz” özgüvenidir. Yıllardır süregelen cezasızlık zırhının verdiği o korkunç cesarettir.

Aşağı inecek. “Tartışıyorduk, bir anda kendini attı, tutamadım” diyecek.

​Ve ne yazık ki sistem, bu bayat senaryoyu satın almaya dünden razı davranacak. Birkaç ay sonra da o bilindik karar çıkacak: Delil yetersizliği.

​Bir kadının yaşamı, hayalleri, kahkahaları, yarım kalan planları; failin iki satırlık ifadesine ve adliyenin tozlu raflarına kurban edilecek.

​Bir kadının yüksekten düşerken hissettiği o son birkaç saniyelik dehşeti düşündünüz mü hiç?

​O anki çaresizliği… Hayatını elinden alan adama son bir kez bakıştaki o kırgınlığı… Rüzgârın yüzüne çarptığı o anda, adaletinin tecelli etmeyeceğini bilmenin verdiği o acı ağırlığı…

​Biz sadece betona çarpan bir beden görmüyoruz orada. Bir anne, bir evlat, bir arkadaş, bir hayal çarpıyor o betona. Ve her mürekkep yalamış haber başlığı “Düştü” dedikçe, o kadının hatırası bir kez daha aşağı itiliyor.

​Artık Yeter!

​Biz kadınların durduk yere, sebepsizce balkonlardan “düşmediğini” gayet iyi biliyoruz.

​Hiç kimse neşeliyken, yaşamak isterken, geleceğe dair planlar yaparken aniden o korkuluğun üstünden atlamaz. Bir evde bir kadın balkondan düşüyorsa ve o evde bir erkek varsa; o olay aksi incelenip kanıtlanana kadar cinayettir.

​Gerçeklerin üzerini “düştü” diyerek kapatamazsınız.

​Çünkü biz biliyoruz ki; kadınlar düşmüyor. Kadınlar öldürülüyor.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL