Köşe Yazıları

Bir Ocakla Kaç Ocak Söner Bilir Misin

Bir tarih! Acı dolu, öfke dolu,yüzlerce kayıp dolu. Adları yoktur onların sen, ben gibi de değiller işte. Sadece onlardır,onlar. Nasıl yaşar, nasıl güler, nasıl ağlar, ne yer ne içerler bilinmez.Onlardır..

Bir Ocakla Kaç Ocak Söner Bilir Misin

Bir tarih! Acı dolu, öfke dolu,yüzlerce kayıp dolu. Adları yoktur onların sen, ben gibi de değiller işte. Sadece onlardır,onlar. Nasıl yaşar, nasıl güler, nasıl ağlar, ne yer ne içerler bilinmez.Onlardır çünkü. Yüzyıl geçse de hatırlanmazlar. Ki hatırlanacak bir yaşamları da yoktur.
Öyle bir acıdır ki sadece gözleriniz değil, yüreğiniz de ağlar. Vicdanınız ağlar. Ha birilerinin yürekleri de sızlamaz ya…
Siz hiç toplu zengin ölümleri gördünüz, duydunuz mu? Tahvilleri altında hayatını kaybeden milyarder haberleri okudunuz mu hiç mesela?
Soma uzun yıllar hafızalardan silinemeyecek bir faciayı anılıyor artık. Kader deyin, takdiri ilahi deyin, ihmalkarlik deyin. Ne derseniz deyin bir tek gerçeği değiştirmeye yetmeyecek. Yüzlerce kara elmasın yitirilişini değiştirmeyecek. Kendilerini aklamayı çok güzel başardı birileri. Çünkü ” hersey düzgündür, prosedüre uygundur” güzel ülkemde. Sonra birden bir kaza olur, kaderdir bu; ölür işçiler! Zaten oleceklerini bilerek girmişlerdir ve zaten güzel ölmüşlerdir mutlaka! Şehit makamında saydırılıp kaldırılır geride kalanlar… gel zaman git zaman unutur, unutturulur. Ama bu masal burda bitmez.
Vardiyasında kaç işçiyi yerin dibine indirdiğini bilmeyen işletme ve onun denetçileri! Dünyanın hiç bir yerinde “güzel öldüler, fıtratında ölüm var” demez. Biz dedik. Rakamlara takılmamayı bile öğrettiler. Bilmezler ki takınılan rakamlar değil, insandı. Bilmezler ki ölümün tatlısı yoktur.
Bir ocak yüzlerce Ocak yakar. Onlar karanlıktır çünkü… onlar da nefes alırlar, gerçi kirlidir nefesleri ama olsun alırlar. Susarak, görmezden gelerek en çok da ahkam keserek sonra da unutarak kirletmişiz nefeslerini. Biziz onları onlar yapan, sonra da yok sayan. Ki zaten yoklardır. Buradayım demezler çünkü. Duymayız seslerini. Adsızdırlar çünkü.
Yerin dibine girmek istersin de onu da yapamayız ya. Ama onlar girerler. Mecburen girerler. Utandıkları için değil üç kuruş için yerin dibine girerler. “Girmek zorundasın” dedikleri için girerler.
Oysa onlar da sever, onlar da ağlar, onlar da gülerler. Gözyaşı bile utanır anlayacağın onlar gibi temiz olamadım diye. Yürekleri böyle temizdi işte.
Garibandırlar… kırk yılın başında hatırlanırlar. O da öldüklerinde. Ama öyle yalnız öldüklerinde değil, Soma’ daki gibi öldüklerinde…
Karanlıkta…
Yerin dibinde…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL