Sırrı Süreyya Önder, katıldığı bir programda iyi insanların erkenden göç ettiğine dair bilimsel bir yaklaşıma inandığını söylemişti(!). Sırrı Süreyya Önder, bilimsel olarak bunun mümkün olmadığını çok iyi bilenlerdendir. Ama..
Sırrı Süreyya Önder, katıldığı bir programda iyi insanların erkenden göç ettiğine dair bilimsel bir yaklaşıma inandığını söylemişti(!). Sırrı Süreyya Önder, bilimsel olarak bunun mümkün olmadığını çok iyi bilenlerdendir. Ama “Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor.” diyenler, geçmişten bugüne uzanan kadim bir inancı hatırlatır bizlere sürekli. Adeta Sırrı Süreyya Önder’i haklı çıkarırcasına. Belki de bu yüzden, aramızdan ayrılan her güzel insanın ardından aynı cümleyi yeniden kuruyoruz.
Sonsuzluk dediğimiz o bilinmez boşluk, belki de dünyanın dönmesine vesile olan bir ismi, Kadir İnanır’ı da aldı yanına. Dünyadan; ailemizden, sevdiklerimizden, dostlarımızdan nice güzel insanı zamansızca uğurladık. Ve dünya dönmeye devam etti. Çünkü bu evrende kötü insanlar kadar iyi insanlar da var. Dünya kendi gerçekliği içinde dönmeye devam ediyor ve uzun bir süre daha dönmeye devam edecek. Yaşam diyalektik üzerine kuruludur. İyi ile kötü, güzel ile çirkin, haklı ile haksız, mazlum ile zalim, savaş ile barış… Biri olmadan diğerini tam anlamıyla kavrayamayız. İşte Kadir İnanır da bu karşıtlıkların içinde hep iyiden, mazlumdan, vicdandan ve barıştan yana durmaya çalışan isimlerden biri olarak hafızalarda yer etti.
Güzel insanların güzel düşleri olur. Hayatı da güzelleştirerek yaşarlar. Gittikleri yerlere güzellikler götürürler. Güzellik mi onları var eder, onlar mı güzelliği var eder; işte bu ayrımı yapamazsınız. Kadir İnanır da ardında böyle bir güzel bir iz bıraktı. Yıllarca milyonların gözünün önünde olup net bir duruş takınmak kolay değildir. Kadir İnanır’ın hastalık süreci, vefatı, anma töreni ve cenazesi, nasıl sevildiğini anlamamıza yetti.
Ona duyulan sevginin en önemli sebeplerinden biri yalnızca sanatçı kimliği değildi. Toplumsal sorunları kendine sorun bilmesi, bunlara kafa yormaya çalışması ve mücadelesini vermesiydi. Anma töreninde en çok konuşulan şeylerden biri de vasiyetiydi. Yaşadığımız coğrafyada acıların son bulması için büyük bir barış özlemini dile getirmişti. Çünkü insan, ancak gerçekten dert edindiği şeyler için mücadele eder.
Bir meseleyi gerçekten kendinize dert ediyorsanız, onun üzerine düşünmeden duramazsınız. On binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca insanın yaşamının değiştiği olaylar karşısında hiçbir şey hissetmiyorsanız, o mesele size elbette basit görünebilir. Asıl mesele, başkasının yaşadığı haksızlığı kendi vicdanınızda hissedebilmektir. Bir ağacın kesilmesini, bir canlının neslinin tükenmesini, bir insanın hayata tutunma mücadelesini dert edinebilmektir. Bunları dert etmeyenler için yeryüzündeki bütün ormanlar yansa da, bütün canlılar yok olsa da değişen pek bir şey olmayacaktır.
İşte bazı insanları iyi, bazılarını kötü yapan da tam olarak budur. Haksızlık karşısında hangi tarafta durduğumuzdur. Mazlumdan yana mı, zalimden yana mı saf tuttuğumuzdur. İnsan, en çok da böyle zamanlarda kendini ele verir. Arkasında bıraktığı filmler, eserler ya da başarılar kadar; hangi acının karşısında sustuğu, hangi haksızlığın karşısında sesini yükselttiğiyle hatırlanır. Belki de iyi insanların ardından bu kadar çok konuşmamızın sebebi budur. Çünkü onlar, yaşarken olduğu gibi, gittikten sonra da vicdanımıza dokunmaya devam ederler.

Üzeyir ERGÜL
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)