Köşe Yazıları

195 DAKİKA!!

Türkiye’de her haziran ayının değişmeyen, adeta genlerimize işleyen kolektif bir kaygı panoroması vardır: Üniversite sınavları. Yarın sabah milyonlarca genç, hayatlarının en dinamik, en üretken olması gereken döneminin “tek bir hafta..

195 DAKİKA!!

Türkiye’de her haziran ayının değişmeyen, adeta genlerimize işleyen kolektif bir kaygı panoroması vardır: Üniversite sınavları. Yarın sabah milyonlarca genç, hayatlarının en dinamik, en üretken olması gereken döneminin “tek bir hafta sonuna” sığdırıldığı o salonlara doğru yola çıkacak. Arkalarında ise en az onlar kadar nefeslerini tutmuş, yemeyip yediren, içmeyip okutan aileler olacak.

​Bir gazeteci ve gözlemci olarak sormaktan kendimi alamıyorum: Biz bu çocukları hayata mı hazırlıyoruz, yoksa birer test çözme makinesine mi dönüştürüyoruz?

Bir insanın 12 yıllık emeğini, hayallerini, uykusuz gecelerini ve potansiyelini topu topu birkaç saate ve dört şıklı optik formlara emanet etmek, ne kadar adil? Yarınki sınav, sadece bir bilgi ölçümü değil; aynı zamanda bir “stres ve hız” yönetimi sınavı. Sistem, en derin düşüneni ya da en yaratıcı olanı değil; zamana karşı en hızlı yarışanı, en çok soru kalıbı ezberleyeni ödüllendiriyor.

​Peki ya o salondan çıktığında, hayatın formüllerden ibaret olmadığını anlayan gençler ne yapacak? Gerçek dünya; şıklardan, paragraflardan ve optik formlardan çok daha karmaşık.

Hepsi yarın sabah aynı kitapçıkla, aynı sürede karşı karşıya gelecek. Buna “fırsat eşitliği” demek, gerçeğe gözlerini kapatmaktan başka bir şey değildir. Bu sınav, çocukların zekasını veya gelecekteki başarılarını değil; sisteme ne kadar entegre olabildiklerini ölçüyor.

Yarın o sıralarda otururken, bu sistemin sizin değerinizi belirlemesine izin vermeyin. Siz, bir kitapçık kodundan, bir başarı sıralamasından çok daha fazlasısınız. Bu ülkenin sizin ezberlerinize değil; özgür düşüncenize, çevreye duyarlı kalbinize, sanatınıza ve vicdanınıza ihtiyacı var.

Başarılar gençler..

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL