Güncel Köşe Yazıları

Yazacak Ne Kaldı, İnsan Yaktılar!

Tarih, bazı günleri hafızamıza sadece bir rakam ve ay adı olarak değil, yüreğimize kazınan bir sızı, vicdanımıza düşen ağır bir leke olarak kaydeder. 2 Temmuz 1993′ de bu toprakların tarihindeki..

Yazacak Ne Kaldı,  İnsan Yaktılar!

Tarih, bazı günleri hafızamıza sadece bir rakam ve ay adı olarak değil, yüreğimize kazınan bir sızı, vicdanımıza düşen ağır bir leke olarak kaydeder. 2 Temmuz 1993′ de bu toprakların tarihindeki en karanlık, en amansız düzlüklerden biridir. Madımak Oteli’nden yükselen dumanlar, sadece o gün orada bulunan 33 şairin, yazarın, sanatçının ve iki otel görevlisinin nefesini kesmedi; bu ülkenin bir arada yaşama iradesini, adalet duygusunu ve vicdanını da dumana boğdu.

​Bugün, o kara günün üzerinden onlarca yıl geçmişken geriye dönüp baktığımızda sormamız gereken soru şudur: Biz bu katliamla, bu zihniyetle gerçekten yüzleşebildik mi?

​Eleştirel bir süzgeçten geçirdiğimizde, Madımak katliamının sadece “galeyana gelmiş bir topluluğun” anlık öfkesi olmadığını görmek gerekir. O gün Sivas’ta saatler süren kuşatma boyunca devletin refleksizliği, kolluk kuvvetlerinin edilgenliği ve “Aziz nesne” diyerek provokasyonu körükleyen yerel basının dili, facianın göz göre göre gelmesine çanak tutmuştur. Canlar içeride “Yârenlik ederek” ölüme yürürken, dışarıdaki kalabalığın attığı sloganlar ve tekbirler, cehaletin ve bağnazlığın ne denli korkunç bir silaha dönüşebileceğinin en somut, en acı kanıtıydı.

​Daha da vahimi, katliam sonrasında işletilen adalet mekanizmasının “zaman aşımı” kararlarıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımı olamaz gerçeği,  görmezden gelindi. Katiller korundu, firariler bulunamadı, davanın arkasındaki karanlık odaklar hiçbir zaman tam anlamıyla aydınlatılmadı. Adalet saraylarının önünde adaleti arayan ailelerin acısı, her mahkeme kararında bir kez daha katlandı.

​Madımak’ı unutmak, karanlığa teslim olmaktır. Çünkü orası sadece bir otel değil; bu ülkenin çok sesliliğine, felsefesine, şiirine ve türküsüne açılmış bir savaşın cephesiydi. Nesimi Çimen’in bağlamasını, Metin Altıok’un dingin şairliğini, Behçet Aysan’ın hekim duyarlılığını ve gencecik semah dönen çocukların geleceğini o ateşte yakan zihniyet, bugün hâlâ farklı maskelerle aramızda dolaşıyor. Kendinden olmayanı “öteki” ve “düşman” gören bu dil temizlenmedikçe, Madımak Oteli’nin altındaki et lokantası hafıza merkezine dönüştürülse bile zihinlerdeki o yangın sönmeyecektir.

​Bugün 2 Temmuz. Yas tutmanın ötesine geçip, toplumsal belleğimizi taze tutma ve adaleti her zamankinden daha gür bir sesle talep etme günüdür. Küllerinden yeniden doğan anka kuşları gibi, o ateşte yitirdiğimiz canların fikirlerini, dizelerini ve türkülerini yaşatmak, bu ülkenin aydınlık geleceğine olan borcumuzdur.

​Unutmadık, unutturmayacağız. Çünkü affetmek ve unutmak, karanlığı büyütür.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL