Yıllardır büyük insanlık tartışmaları yürüttüğümüz zamanlarda Nazım Hikmet büyük insanlığı anlatmıştı bir şiirinde. O büyük insanlık sokakların , caddelerin, şehirlerin gerçek sahipleri olarak hep görünmezdiler. Büyük insanlık asıl yaşam savaşını..
Yıllardır büyük insanlık tartışmaları yürüttüğümüz zamanlarda Nazım Hikmet büyük insanlığı anlatmıştı bir şiirinde.
O büyük insanlık sokakların , caddelerin, şehirlerin gerçek sahipleri olarak hep görünmezdiler. Büyük insanlık asıl yaşam savaşını verenlerdi, inançlarını umutlarını kaybetmeden. Bazan fabrikada işçi, bazan sokakta çöpçü. O büyük insanların yaşamak gibi büyük dertleri vardı. Umutları bitmeyen büyük insanlık yanı başımızda sessizce yürüyor.
Son zamanların en çok tartışılanı ise büyük idealleri konuşanların büyük laflarına yakışmayan yaşantıları oluyor.
Malesef ki bunu siyasette çok fazlaca görmeye başladık. Kişisel egolarına yenik düşenlerin büyük ideallerini oturacakları koltuğa değişerek özledikleri güç travmaları ile kendilerini yeni ideallerin sularına bırakıverdiler. Dillerinde hala inatla tuttukları insanlık için üretilen süslü cümleler artık inandırıcılığını ve gerçekliğini kaybetti. Makam , mevki ile zehirlendikçe halktan kopuk halkçılar olmaya başladılar. Makas aralığı açıldıkça üst tabaka olma yolunda ilerleyenler kendilerini taşıyacak lokomatife eskiden savundukları büyük değerleri yüklemeyi de ihmal etmediler. Tamda burada başladı dönüşümleri. Yaşayıp geldikleri hayatın tüm değerlerini satı verdiler bir anda. Yaşadıkları gibi düşünmeye başladıklarında ise onları bekleyen o makamsal güç sarmalayı verdi. Ne eskisi gibi olacaklardı artık, ne de eskisi gibi savunacaklardı.
En acısı da aslında dezavantajlı gruplar ile çalışanların bir anda tüm birikimlerini güç ve koltuk için harcamaları oldu. En çok beslendikleri alanı artık kişisel menfaatleri için kullanmaya ve dillendirmeye başladılar. Toplumun sıcak karnı olan dezavantajlı grupları malesef ki kişiselleştirerek koltuklara oturdular. Hiç akıllarına gelmeyen ise artık o eski büyük idealler değil küçük koltukların sahipleri oldukları idi. Bir çok örneğini isim isim vermek mümkün olsa da çevrecilerinden, kadın haklarına, otizmden çocuk haklarına kadar bir çok alanda bireysel çıkarları için hiç düşünmeden kendilerine yol yapmaya başladılar. Yazıya büyük insanlık diye başladık. Çünkü artık makamsal büyüklük büyük insanlığın önünü kapattı. Geçenlerde okudum kadının sesi deniliyordu. Artık bu sesler iğreti duruyor birilerinin dillerinde, sözlerinde. Samimiyetini kaybetmiş cümleler ile sahte sohbetlere kimse inanmıyor artık. Bir yazımızda Aydın’lı bir teyzemizin dediğini küpe yaptık kendimize” Büyük Cumhuriyetçi ve Atatürk’çü olmak için partili olmaya gerek yok” Bu söz ne kadar derindi bizim için. Büyük davalar için büyük makamlar değil büyük bir yürek gerekir.
Elbette bir sitem ile yazıyoruz. Elbette o sitemi dillendiriyoruz. Hep yanınızdayız deyip te bir kez bile o dolu cümlelerin altını dolduramayanlara bu sitemimiz. Bütün emeğimize rağmen gözü kör , kulağı sağır olanlara bu sitemimiz. Biz yine emekten yanayız, biz yine dezavantajlıların, onurlu kadın mücadelesinin, çocuk haklarının ve o büyük insanlığın yanındayız.
Büyüdükçe küçülenler gün gelir düşerler sırça koltuklarından. Geriye yine o büyük insanlık ve büyük davalar kalır.
yazımızı da o şiirle bitirelim
”BÜYÜK İNSANLIK
Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.
7 Ekim, Taşkent, 1958
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)