Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 il valiliğine gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu talimat, eğitim çevrelerinde büyük tepkiyle karşılandı. Yapılan açıklamada, söz konusu uygulamanın anayasal laiklik ilkesini ihlal ettiği ve okullarda..
Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 il valiliğine gönderdiği “Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu talimat, eğitim çevrelerinde büyük tepkiyle karşılandı. Yapılan açıklamada, söz konusu uygulamanın anayasal laiklik ilkesini ihlal ettiği ve okullarda kutuplaşmaya yol açacağı vurgulandı.
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve okullarda Ramazan ayı boyunca çeşitli etkinlikler yapılmasını öngören talimat, eğitim ve demokrasi güçlerinin tepkisini çekti. Kamuoyuna yapılan açıklamada, bu adımın eğitim sistemini evrensel bilimden uzaklaştırarak dini referanslarla kuşatma çabası olduğu ifade edildi.
”Anayasal Bir Suç İşleniyor”
Açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca laik bir hukuk devleti olduğu hatırlatılarak; eğitim kurumlarında tek bir dinin ibadetlerini merkeze alan etkinlikler planlamanın ve öğrencileri bunlara zorlamanın suç teşkil ettiği belirtildi. Bakanlığın bu hamlesinin, devletin tüm inançlara karşı “eşit ve tarafsız” olması gerektiği ilkesini ortadan kaldırdığı savunuldu.
”Fişleme ve Ayrıştırma Endişesi”
Haber konusu olan açıklamada, özellikle iki nokta öne çıkarıldı:
Talimatın uygulanması halinde öğrencilerin “oruç tutanlar ve tutmayanlar” olarak ayrıştırılacağı, tutmayanların dışlanma ve baskıya maruz kalacağı iddia edildi.
Okullara gönderilen ve haftalık olarak doldurulması istenen “Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu”nun açık bir “fişleme belgesi” niteliği taşıdığı öne sürüldü.
”Ortak Akıl Devre Dışı Bırakıldı”
MEB bürokratları tarafından “tepeden inmeci” bir anlayışla alınan bu kararın; uzmanlara, pedagoglara, sendikalara, öğretmenlere veya velilere danışılmadan hayata geçirildiği vurgulandı. İktidarın eğitim politikaları üzerinden toplumu “tek din, tek mezhep” anlayışıyla kutuplaştırmaya çalıştığı ifade edilerek, bu durumun telafisi güç hasarlar bırakabileceği uyarısı yapıldı.
Eğitim Sen Didim Şubesi Temsilciliğinin yaptığı basın açıklamasında; “Türkiye’de uzunca süredir başta eğitim sistemi olmak üzere, günlük yaşamın pek çok alanı siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedefleri üzerinden baskıcı ve dayatmacı bir anlayışla şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
Siyasi iktidarın ideolojik hedefleri doğrultusunda eğitim sistemine yönelik saldırıları artık gizli bir ajanda olmaktan çıkmış, açık bir meydan okumaya dönüşmüştür. Okul öncesinden üniversiteye kadar tüm eğitim kademeleri evrensel bilim yerine dini referanslarla kuşatılmak istenmektedir.
Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından 12 Şubat 2026 tarihinde yayımlanan ve 81 il valiliğine gönderilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Ramazan Ayı Etkinlikleri” konulu talimat, anayasal laiklik ilkesini ve eğitimin bilimsel niteliğine aykırıdır. Bütün eğitim kademelerini kapsayan bu yasa dışı talimat, okulları “tek din tek mezhep” anlayışının doğrudan uygulama alanı haline getirmeyi amaçlamaktadır.
Siyasi iktidarın geçmişten bugüne sık sık başvurduğu insanları inanç üzerinden ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarının sonuncusu ve en tehlikelisi doğrudan Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin aracılığıyla hayata geçirilmek istenmektedir. Anayasanın ikinci maddesinde açıkça Türkiye Cumhuriyeti’nin “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” yazdığını hatırlatmak isteriz.
Eğitim kurumlarında tek bir dinin ibadetlerini merkeze alan etkinlikler planlamak, öğrencileri bu etkinliklere katılmaya zorlamak suçtur. Bu tür uygulama ve dayatmalar devletin tüm inançlar karşısında “eşit ve tarafsız” olması gerektiği ilkesini ortadan kaldırmakta, Anayasa’da yer alan laiklik ilkesine temelden aykırılık teşkil etmektedir. Örneğin MEB’in okullara gönderdiği talimatın uygulanması halinde okullarda öğrenciler oruç tutanlar ve tutmayanlar olarak ayrıştırılacak, oruç tutmayan öğrenciler dışlanacak ya da ötekileştirilecektir. Nitekim MEB tarafından okullara gönderen ve haftalık olarak doldurulması istenen “Ramazan Etkinlikleri İzleme Değerlendirme Formu” açık bir fişleme belgesidir.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın 12 Şubat 2026 tarihli talimatı, sadece bir idari karar değil; Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan laiklik ilkesine karşı işlenmiş ağır bir suçtur. Bu yasa dışı talimatın altına imza atan her bürokrat ve buna destek veren her yapı, Anayasayı kasten çiğneme suçu işlemektedir. Hiçbir genelge, hiçbir talimat, hiçbir siyasi hedef Anayasa’dan üstün değildir.
Okullar, farklı inanç gruplarından ve inancı olmayan öğrencilerin bir arada eğitim aldığı kamusal alanlardır. Bireyler arasında dini inanç üzerinden ayrımcılık yapılmasına karşı çıkanları “din düşmanı”, “İslam düşmanı” ilan etmek isteyenlerin asıl amaçları bellidir.
İktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, laik-bilimsel eğitim başta olmak üzere, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.
Buradan açık bir şekilde herkesi uyarıyoruz. Eğitim kurumlarını ve çocukları siyasal olarak istismar ederek, toplumu bir kez daha “tek din, tek mezhep” anlayışı üzerinden ayrıştırıp kutuplaştırmak isteyenler çok tehlikeli bir oyun oynamaktadırlar. Bu oyun, kazananın olmayacağı, okullarda ve toplumda telafisi mümkün olmayan hasarlar bırakmayı hedefleyen siyasal hedefleri olan bir oyundur.
Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden halkların, farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda eşit olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olmasına bağlıdır.
Sorun, Millî Eğitim Bakanlığı ve onun en tepe koltuğunda oturan Yusuf Tekin’in toplumu ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı ve parti politikalarına dönük çıkar odaklı “siyasi” tutumudur. Bu Genelgedeki karar dâhil hiçbir karar; uzmanlara, akademisyenlere, pedagoglara, sendikalara, derneklere ve elbette çocuklarımızın bizzat muhatabı öğretmenlere ve velilere danışılarak alınmamıştır. Eğitim alanındaki tüm kararlar, hükümetin parti ve sermaye politikaları doğrultusunda eğitimci niteliği olmayan birkaç bürokratın tepeden inmeci anlayışıyla alınmaktadır.
Günlük yaşamın her alanında okulda, iş yerinde, üniversitede, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapanlar, siyasi amaçlarla açıkça kin ve düşmanlık tohumu ekenler amaçlarına asla ulaşamayacaklardır.
Yıllardır uygulanan eğitim politikalarıyla çocukları hem inanç sömürüsü hem de emek sömürüsü üzerinden istismar edenlere karşı sessiz ve tepkisiz kalmamız mümkün değildir. İktidarın ve özellikle Millî Eğitim Bakanlığı’nın inanç istismarı ve emek sömürüsü odaklı uygulama ve dayatmalarına toplumun hiçbir kesiminin destek vermeyeceğine inanıyoruz.
Daha önce defalarca sahnelenen ve toplumda onarılması zor çatlaklar oluşmasına neden olan bu tür ayrıştırıcı ve kutuplaştırma temelli politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir. Toplumda açıkça kin ve düşmanlık yaratmaya yönelik her türlü politika ve uygulamaya karşı tüm emek ve demokrasi güçleriyle birlikte güçlü bir barikat oluşturacağımıza ve bunun için bütün gücümüzle mücadele edeceğimizden kimse kuşku duymasın.
Sizin din ve inançlar üzerinden toplumu ayrıştırma, kutuplaştırma ve oy devşirme oyunlarınıza da asla gelmeyeceğiz. Ancak diğer yandan laikliği yok sayarak, yok ederek, okulları dini alanlara çevirmenize ve bir inancın okulları politik alana dönüştürülmesine de sessiz kalmayacağız.
Laik ve bilimsel eğitimi savunmaya devam edeceğiz.” ifadelerinde bulunuldu.
Basın açıklamasına CHP Kadın Kolları, Cemevi, Didim Derneği ‘destek verdi.

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)