Dünya klasiklerinde yer alan suç ve cezayı yazmayacağız tabi bu yazımızda. Bu yazımız bize özgü kahramanların cezalandırma yöntem ve biçimlerine itafen yazılan bir yazı olacak. Her suçlu bir gün olay..
Dünya klasiklerinde yer alan suç ve cezayı yazmayacağız tabi bu yazımızda. Bu yazımız bize özgü kahramanların cezalandırma yöntem ve biçimlerine itafen yazılan bir yazı olacak.
Her suçlu bir gün olay mahaline dönermiş. Bizim olay mahalimizde tamda burası. Yani yazdıklarımız.. Suç yazmak, cezası da aslında yok. Acemi bir yazar için cezalandırılmak kaygı verici olsa da bizim gibi yıllarını yazmaya adamış, araştırmaya adamışlar için heyecan verici oluyor.
Korkuttuklarını düşündükleri şeyin korku olmadığını, aslında yazmaya yönelik arada bir olan hatalara karşı sorumluluklardan dolayı yani etik kaygılardan dolayı kabullenme olduğunu anladıklarında sanırım tarihe de kara leke olarak düşecek bir izi bıraktıklarını öğrenecekler.
Konu aslında maalesef kaygı verici. Gücü elinde bulunduran erkin güce yaslanarak yükselttiği üst çıtadaki sesinin sadece tatmin olduğunu artık öğrenmesi gerekiyor. En acısı da aslında inandığı değerin savunucusunun tek kendi olduğunu düşünmesi. Örgütlü bir yapı, örgütlü yapının ortak değerleri, ortak değerleri örgütlemesi için getirilen kişinin ilk yanındakine zarar vermesi kabullenilir bir durum değil. Cumhuriyetin yegane savunucu olduğunu düşünen, kendisinden başka herkesi ayrıştıran bu düşünceyle aslında bizim savaşımız.
Yani yetki verince ilk yakınlarının kellesini almaya çalışanları tarihten biliyoruz.
Bunları yazıyoruz çünkü artık birilerinin öğrenmesi gerekiyor. Cumhuriyet sizin tekelinizde değil. Elinizdeki yetkiyi susturmak, geri adım attırmak için kullandığınız gün asıl zararı siz vermeye başlıyorsunuz. Kimsenin şüphesi de olmasın ki bu anlayış karşısında zerre kadar korkmuyor, çekinmiyoruz. Tam tersine inancımızı daha da keskinleştiriyor.
Biz yine de etik olarak kişileri değil düşünceleri yazıyoruz. Alışkanlıklarınız kişileri yakasından yakalamak olabilir, siyaseten öyle öğrenmiş olabilirsiniz. Ama öğrenmenin yaşı yok. Ahlaklı olanların mücadelelerini de öğrenirsiniz, öğrenmezseniz, öğretiriz.
Hem yaygara koparacaksınız ülkedeki baskıya, hem de kendiniz yaygara kopardığınız şeyi yapacaksınız.
Düşünen kaç insan içerde haberiniz var mı, yazan, çizen kaç insan içerde. Bu ülkede kaç değerimiz baskılardan ülkesini terketmek zorunda kaldı biliyor musunuz. Tabi ki biliyorsunuz. Çünkü dilinizde o siyaset var, tıpkı bizimde aynı siyaseti söylediğimiz gibi. Tek farkımız biz o siyaseti yaşıyoruz, söylemiyoruz sadece.
Suçun ve cezanın hukukunu bence biraz daha çalışın. Bir tarih var unutmayın. O tarih bir gün kimin nerde olacağına karar verecek ve not düşecek. Ne güzeldir ki o tarihin bir yerinde karar bir leke olmayacağız.
Basın kuruluşumuzdan, temsilciliğimizden özür dilene ne kadar yazılarımız susmayacak. Öyle mahkemelere veririm diyerek bizi susturma cesaretini kimseye vermeyiz.
Bu halk çok bedel ödedi. Bu halkı geleceğe taşıyanlar aydınlarıydı, ilericileriydi. Şimdi siz bu tavrınızla nelere yol açtığınızı bir kez daha düşünün derim.
Biz buradayız, çayda ikram ederiz, çayınızı da içeriz. Mücadele edilecekse omuzda veririz, yolda alırız. İktidara yürünecekse biz koşarız.
Yineleyelim… İletişim için kullanılan telefonunuzu bir kezde kırılan duvarları onarmak için harcayın.
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)