Siyaset

ŞİMDİ DEĞİŞİM ZAMANI

. Değişelim. Öncemizi değersizleştirmeden, kırmadan, dökmeden… Seçim sonrasında sayısal verilerden ve yaşadığımız seçim gerçeklerinden uzak hiç bir değerlendirmeyi dikkate alasım gelmiyor. Daha ilk günden sosyal medyada kaybetmenin üzüntüsünü öfkeye dönüştürenler..

ŞİMDİ  DEĞİŞİM  ZAMANI

.

Değişelim. Öncemizi değersizleştirmeden, kırmadan, dökmeden…

Seçim sonrasında sayısal verilerden ve yaşadığımız seçim gerçeklerinden uzak hiç bir değerlendirmeyi dikkate alasım gelmiyor.

Daha ilk günden sosyal medyada kaybetmenin üzüntüsünü öfkeye dönüştürenler oldu. Sanki partili değilmiş gibi, nezaketin en uzağından, ağır ve incitici ithamlar, ağzı dolu aşağılayıcı hakaretler ve dahi küfürler…
Bence bu dil benim-bizim dilimiz değildi. Varoş kültürünü besleyen ve o kültürden nemalanan kazanma hırsına yenik düşmüş karakterin diliydi. Nezaketi küfürle ikame eden tarafın jargonu bu. Uymadı bize. Bir gün önce oy verdiği lideri bu üslupla eleştirmek olmadı, yakışmadı.

Sağ partilerle ittifak yapmasını seçimden önce destekleyip, seçimden sonra eleştiren, CHP’nin tek başına iktidar olamamasını sorgulayan CHP’linin, bu gerçekleştirilmeyen arzusunu hangi realite üzerine beslediğini bilemem.
Seçim gerçeğimizin nümerik analizini yapacak olursak;
– Son 30-40 yıldan beridir kaç CHP li ebeveynin 2 den fazla bebesi oldu…
– son 10-15 yıla bakarsak kaç solcu ebeveynin birden fazla çocuğu oldu…
– son birkaç yıla bakalım bir de, bizim gençlerin kaçı çocuk sahibi olmak istiyor, kaçı çocuk yapmak yerine sokak hayvanı sahiplenmekten yana…( Onları yadırgadığımdan değil, yaşadığı gezegen ve ülkenin gerçeğini gören zaten böyle davranır)
Gelelim iktidar cenahına,
– İktidara gelirken seçmeninden üç çocuk istiyenlerin talebi karşılık buldu mu, buldu.
– sonraları ” üç de yetmez beş istiyorum ” dileği tuttu mu, büyük oranda tuttu.bBu çocuklar” Rızkını Allah verir planlamasıyla doğduktan sonra da cemaat yurtlarında büyütüldü mü, evet öyle oldu. O cemaat yurtlarından muhalif seçmen olarak çıkma ihtimali var mıydı, tabi ki yoktu.
– peki gelelim Suriyeli mültecilerimize;
onlar Rahmetli Ahmet Kaya’nın şarkısı boşa gitmesin dercesine ” şehirlerine bombalar yağarken sevişmek ve üremek için ordan kalkıp taa buralara, bizim ellere gelmedi mi? Geldiler, ha bire ürediler ve onlardan doğma nurtopu gibi Akp’ li seçmenlerimiz olmadı mı, oldu.
– Dahası var, Afganistan, Malezya, Somali, falan filan…
Fetullah’ ın Afrika’da Türkçe öğrettiği çocukların bir çoğu da buradalar artık. Dilimizi öğrenmişken vatandaşlık da verelim gari, demişizdir heralde. Artık ipin ucu iyice kaçtığında , yakında onlar bize soracak, ” vatandaş mısın, değil misin diye.
Yani, Akp li seçmen sayısı geometrik artışla artıyor biz muhalif seçmenler eksiliyoruz.

Bir de Almancı seçmen üstünlüğünü de ekleyelim o tarafa. Öyle ya, Euro yükseldi onlar âbat oldu. “Ülke ekonomisi gidiyor gitmesine, hiç değilse biz iyiyiz” kafasındaki gurbetçilerin oylarıyla kurtardılar ya paçayı. (Aklı başında yurt sevgisi ve bilinci yüksek gurbetçileri tenzih ediyorum. Onlar zaten AKP’ye oy vermedi.)

Bu mevcut durumun sadece sayısal kısmı.
Kamusal alanda vali, kaymakam, AKP’li belediyeler, özel idare müdürlüklerince tulum oy çıkarılması dayatılan köy muhtarları, müdürlükler vs birer parti neferi gibi çalışmadı mı,
Merkez bankasının seçim öncesi karşılıksız bastırdığı banknotlar milletvekillerinin ceplerinde seçim bölgelerinde oy karşılığı dağıtılmadı mı,
– seçim çalışmaları sırasında ve seçim sırasında insanlar korkutulmadı mı, dövülmedi mi, öldürülmedi mi…
Bunların hepsi oldu. Bütün bu olanlara, susturulmuş, satın alınmış medya organlarına rağmen yüzde iki farkla iktidar olabilmiş bir iktidar, iktidar mıdır sizce? Seçim hilelerini hiç söylemeyelim. Bu ülkede kediler bile bu hilenin bir parçası olmadı mı…
Bunun adı despotizmidir, faşizmdir, odur, budur.Ama bunun adı “Seçim ” değildir. Kaybedilen bir seçim değildi yani. Başka bir şeydi. Adını herkes kendi koysun. Ama gerçeklerin süzgecinden mutlaka geçirsin, öyle koysun.

Şimdi oturup düşünme zamanı. Şimdi nerede ne yanlış yada eksik yapıldı bunları tespit edip düzeltme zamanı. Şimdi bu yenilgiyi irdeleme ve eleştirme zamanı.
Eleştirirken sokaktaki egosu şişirilmiş kitlenin jargonu da bizden uzak olmalı. Adaletten, haktan, hukuktan, bilimden, dürüstlükten, yoksulluğa çare olmaktan bahseden bir lider seçim kaybetti. Asla ağzını bozmayan, asla yüzünde kin ve öfke emaresi görmediğimiz, üslubuyla tam bir beyefendi aday, seçim kaybetti.
Bu beyefendi, seçim sonrası “Biz yoksulluğu anlatamadık.” diye özeleştiri yapmış. Kendine daha doğrusu partisine pay çıkarmış buradan. Yoksulluk anlatılmaz, yaşanır oysa. Bu millet yoksulluğun dibini gördü zaten. Daha beterini göreceğini de bal gibi biliyordu üstelik.
Sosyolojik, arızalı bir durum bu yaşanan. Benim aklım bu kadar zıtlığı çözmekte zorlanıyor. Varsın siyaset ve toplumbilimciler çözsün bu paradoksu.
Siyasi geçmişi itibariyle hiç kimseye helallik borcu olmadığı halde bir helalleşme süreci başlatmak isteyen , samimi ve çözümcü bir lider olarak cumhurbaşkanı adayımız oldu kendileri. CHP’li seçmen de yüksek oranda destekledi kendisini.
Ankara mitingine katılmak kısmet olmuştu bana. Mitingde özellikle eğitimli gençlerin, varlığı, coşkusu beni hem çok duygulandırmış hem de umutlandırmıştı. Bu kadar politize olan, seçim sürecinin bir parçası olan bir gençlik insanın içini acıtmasın da ne yapsın… Onlar üniversetelerde, akademik başarıların, iş yerlerinde proje üretmenin derdinde olmalıydı. Miting alanını canlarına tak etmiş bir kötü yönetimden kurtulmanın umuduyla, şarkılarla, türkülerle, sloganlarla terkettiler. Yağmur az- uz yağmıyordu. Tandoğan’ dan Kızılay metrosuna kadar birlikteydik, yürüdüler ve sanki hiç ıslanmadılar. Bir anneydim, onlar da evlattılar. Gelecekleri çalınmış evlatlardı.
Seçmen olarak büyük bir katılımla üzerine düşeni yapan herkesin CHP’ den beklentileri var.

Şimdilerde değişim zamanı diyenlerin sesi giderek daha çok duyuluyor. Miting alanında elindeki dövize ” DEDEM DE DEDEM ” yazan genç kızımız, şimdi değişim zamanı diyor.
Her dönem, kendi içinde yeni dinamikler oluşturur. Bu dinamiklere direnmemek gerekir. İyi niyetle bile bu dinamiklere karşı durmak yanlıştır ve yanlış anlaşılmalara neden olur ki en hafifi “koltuk sevdalısı” olmaktır.
Önceki kadroların değişimin içinde yer alıp, bilgi ve deneyimlerini yeni kadrolara aktarması, coşkuyla dinginliği, bilgiyle enerjiyi buluşturması en aklı selim iş olacaktır.

Değişim zamanı evet. Kendi içinde demokratikleşmeyi en iyi başarmış bir partinin seçmeni olarak demokrasiyi içselleştirmiş, kendi hayatında da siyasette de nezaketini elden bırakmayan, emeğe saygılı birer partili olarak yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Umudu yeşertmek gerekiyor. Rüzgarların fırtınaya dönüşmesini engellememek gerekiyor.
Bundan sonraki süreçte biz ve bizden önceki kuşak CHP’de değişime katkıda bulunmak ve partinin kuruluş ilkelerinin teminatı olmak gibi bir misyon edinmelidir.
Özellikle Sayın Kılıçdaroğlu’nun ince zekası, örnek ahlâkı ve deneyimleriyle genç kadrolara yeni projelerde katkısını sürdürmek gibi bir misyonu olmak zorundadır.

Değişim olmalı evet. Birlikte, sevgiyle, saygıyla.

Değişim olmalı evet. Kırmadan, dökmeden. Vakarla, inançla ve nezaketle…
Değişim olmalı, evet. Miting alanlarını dolduran ve sandıkların başında nöbet tutan, gündemi takip eden, iyi eğitimli, sağduyulu genç kuşağın bize demeye çalıştıklarını duyarak, önemseyerek…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL