Bir halk röportajında, sokağın o filtresiz bilgeliğinden dökülen bir cümle takıldı aklıma: “Devlet hep 15 yaşında!” İlk duyduğunuzda kulağa bir övgü gibi gelebilir; zira 15 yaş, enerjidir, potansiyeldir, “ebedi gençlik”..
Bir halk röportajında, sokağın o filtresiz bilgeliğinden dökülen bir cümle takıldı aklıma: “Devlet hep 15 yaşında!”
İlk duyduğunuzda kulağa bir övgü gibi gelebilir; zira 15 yaş, enerjidir, potansiyeldir, “ebedi gençlik” tir. Ancak bu toprakların hafızasında bu cümlenin tınısı ne yazık ki bir övgüden ziyade, ağır bir sitemi ve hiç iyileşmeyen bir yarayı barındırıyor. Çünkü devletin “hep 15 yaşında” kalması, onun bir türlü reşit olamaması demektir.
15 yaş, pazıların şiştiği ama aklın henüz duygu fırtınalarıyla savrulduğu yaştır. Devletimiz de böyledir; eli ağırdır, otoritesi sarsılmazdır, bağırdığı zaman yer yerinden oynar. Ama bu devasa gücü ne zaman, nerede ve kime karşı kullanacağı konusunda bir türlü o “yetişkin” olgunluğuna erişemez.
Bir ergenin hırçınlığıyla, bazen kendi evladını kapı dışarı eder, bazen en küçük eleştiriyi bir varoluş krizi haline getirir. Hikmetten, sakinlikten ve o kuşatıcı babacanlıktan (veya anaçlıktan) ziyade; sürekli “buranın kralı benim” ispatı içinde olan bir delikanlı edasıyla dolaşır sokaklarda.
Yetişkin olmanın en büyük işareti hatalardan ders çıkarmaktır. 15 yaşındaki bir genç ise her sabah dünyaya yeniden doğmuş gibi davranır. Bizim devlet mekanizmamızda da hafıza, genellikle sadece “cezalandırmak” gerektiğinde devreye girer. Hukukun üstünlüğü, liyakat ve toplumsal barış gibi “yetişkin” meseleleri, devletin o bitmek bilmeyen ergenlik sancıları arasında hep bir sonraki döneme ertelenir.
Kurumlar değişir, isimler değişir, ideolojiler değişir; fakat o “devlet refleksi” dediğimiz sert, korumacı ve bazen de haksızlık karşısında körleşen tavır, 15 yaşındaki bir gencin inatçılığıyla yerinde durur.
Halk, devletini sever; ona “Baba” der, ona sığınmak ister. Ancak halkın bu son yorumu, bir yorgunluğun ilanıdır. Vatandaş artık karşısında kapris yapan, çabuk parlayan, öngörülemez bir ergen değil; hukuka bağlı, rasyonel, sakin ve adil bir yetişkin görmek istiyor.
Bir devletin büyüklüğü, sadece ordusuyla veya binalarıyla değil, kendi vatandaşına karşı gösterdiği müsamaha ve adaletle ölçülür. 15 yaşın o yakıcı, yırtıcı ama savruk enerjisinden kurtulup; 40 yaşın bilgeliğine, 70 yaşın hoşgörüsüne ulaşamadığımız sürece, bu toprakların çocukları hep biraz eksik, hep biraz tedirgin kalacaktır.
Artık büyümenin vaktidir. Çünkü bu halk, ergenlik sancıları çeken bir otoriteyi değil, güven veren bir adaleti hak ediyor.
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)