Öğrenmek için algıları yoksa sizi dinleyenlerin istediğiniz kadar güzel ve süslü cümleler kullanın o yine kafasındaki kadar anlayacaktır. Yıllardır üretmeyen sadece sözleri iletme görevi üstlenen bazı yöneticilerin büyük siyaset..
Öğrenmek için algıları yoksa sizi dinleyenlerin istediğiniz kadar güzel ve süslü cümleler kullanın o yine kafasındaki kadar anlayacaktır.
Yıllardır üretmeyen sadece sözleri iletme görevi üstlenen bazı yöneticilerin büyük siyaset yaptığını düşünmesi işte o kafasında büyüttüğü filozofum fikrindendir.
Oysa ne zaman ki kumsalda sadece bir kum tanesiyim diyebiliyoruz işte o zaman etrafımızı dinlemeye ve öğrenmeye başlıyoruz. Maalesef ki içler acısı olanda tamda burası. Yeni özgür, hak ve hukukun üstün olduğu iddiasında bulunanlar en çok eleştirdikleri siyasetin kendisine benzemeye başlıyor.
Siyaset üretmenin dışında her türlü garip ilişkinin, kaosların ortasında güneşe uzanmaları uzak gibi görünüyor. En azından vaad ettikleri kitleler artık bunu görmeye ve sorgulamaya başladılar. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bu gün grup toplantısında aslında tamda bundan bahsetti. Bize katılın diyorsak.. Adalet istiyorsanız katılın, çocuklarınız yatağa aç girmesin istiyorsanız katılın, basına, halkın haber alma özgürlüğüne sansüre karşıysanız katılın.
Merkezi siyasetin söylemlerinin yerellerde çoğu zaman tam dersi olması bir çok kitleyi uzaklaştırıyor. Sansür, baskı, alenen arama bak ha cümleleri korku dağı yaratma çabaları her seferinde artarak sürdürülüyor.
Biz ne yazsak hep haklı olan, eleştirileri algılamayıp suçlama gören bir siyasete biz ne yazalım ki? Yazarken yarın kim arar da ağız dolu korku saçar bilemiyoruz. Sonra aynı korku dağını yaratmaya çalışanlar çıkıp adalet anlatıyor, hukuk diyor. İşin bir ilginç yanı ise hukukun herkese ait olduğunu bile idrak edemiyorlar. Sürekli mahkeme, sürekli biz patronuz cümleleri halkla birlikte bizleri de umutsuzluğa taşıyor.
Boşunadır sağır kulaklara söylenen cümleler diyen Goethe’nin bile gördüğü aslında buydu sanırım.
İletişimde eşitsiz üst çıta duruşlarla kitlelerle sağlıklı bağı bile kurgulamayanlar o merkezi siyasete zarar veriyor.
Bitip tükenmeyen o hırsları aslında kurtulmaya çalıştıkları o bataklığa çekiyor hepimizi.
Hep fakir mi kalacağız diyen bir yöneticinin cümlelerinin arkasında binlerce soruyla yaşamak zorunda kalıyoruz. Yıkamadıklarını dev bir dedikodu ile yıpratma eğilimleri siyaseti iyiden iyiye ayaklar altına seriyor. Yeter ki o çark dönsün, yeter ki o koltuklar yıkılmasın.
Korku ile cesaret arasında ki fark bireyin özgürlük ve adalet için yolundan sapmaması. Sapıyorsa o yoldan artık o korkunun yaptıramayacağı bir şey yok.
Yazacağız elbette. Korku dağlarınızı aşarak yazacağız. O çok bilen ( bildiğinizi sandığınız) her şeyi yeni baştan yazacağız. Değişir umudumuzla, birlikte güzel günler umudumuzla yazacağız. Yine arayacaksınız, yine hep olduğu gibi o zeytinyağı gibi üste çıkacaksınız. Bir şeyi unutacaksınız ama siz bunları yaptıkça geleceğimizi, geleceğinizi kör kuyulara atıyor olacaksınız.
Bir gün değişecek…
Bu halk neler gördü, ne savaşlar, ne badireler atlattı. Hep dik durdu . Hep tek bir yürek olmayı, yeniden ayağa kalkmayı ve geleceği inşa etmeyi başardı. Yine başaracak, yine bu kara bulutlar dağılacak. O gün siz olacak mısınız bunu da tarih belirleyecek.
Nihat Coşkun
YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)